Jan Nahum, Formula 1 ve Türkiye.

- Türkiye dünyada neden hiçbir konuda iddialı değil?
- Kaç tane ürettiğimiz patent var?
- Teknolojiyi kullanmanın ötesinde "yapan" bir Türkiye imajı?

İşte bu hedeflerle motive olan, bugüne kadar çalıştığı tüm firmalarda hep sevilmiş, daha önemlisi sayılmış ve birçok kişiye örnek olmuş bir Türk iş adamından bahsediyorum.
  • Günde sadece 3 saat uyuyup, 21 saat ayakta olmayı yaşam biçimi yapmış;
  • Bitmek tükenmek bilmeyen bir enerji;
  • Tanıyanları hayrete düşüren bir sorumluluk bilinci ve çalışma azmi;
  • Kaybetmeyi hiç sevmeyen yapısı, etki alanındaki herkese aşıladığı başarma hırsı;
  • Geniş bilgi birikimi ve Aztekler'den, gemi maketine kadar farklı ilgi alanları;
  • Ünvandan ve hiyerarşiden uzak, meydan okuyan kendine özgü iş yapış anlayışı;
  • İyi bir yöneticiden çok, güçlü lider özellikleri ile...
Onun adı Jan Nahum.

Devamı için tıklayın


Ben de birçok kişi gibi, Türkiye'nin son dönemlerdeki en büyük eksiğinin güçlü bir lideri olmayışına bağlayanlardanım. Topluma hedef gösterip, peşinden sürükleyebilecek etkili bir lider?

Bugün otomotiv sektörünün duayeni olarak bilinen Jan Nahum, 1995'te Tofaş'da Genel Müdürlüğünün henüz birinci yılında, Suna Kıraç'a bir gün "2000 yılında Fiat'ın dünya politikasına yön verenler arasında, pekala Koç'un yöneticilerinden biri de olabilir" diyor. Suna Kıraç'ın Nahum'a verdiği yanıt ise ilginç: "Senin hayallerin çok geniş."

Nahum'a göre ise yöneticilerin hayallerinin geniş olmasında hiçbir sakınca yok, aksine fayda var: "O günlerde ben kendimi hiç düşünmemiştim tabii. Koç Topluluğu'nun en tepedeki yöneticilerini kastetmiştim. Ama 2 yıl gecikmeyle gerçekleşti bu hayalim. Fiat'ın dünya politikasına yön veren en tepedeki 5 kişiden biri Türk."

Ve o Türk, Jan Nahum'dan başkası değildi.

Şimdi aynı Jan, insan ve makinenin uyumlu işbirliği ile otomotiv teknolojisinin sınırlarının zorlandığı ve sürekli gelişmenin inovasyon alanı olan Formula 1 yarışlarının Türkiye'de yapılmasına öncülük yapanlardan. Biliyorsunuz, 25-27 Ağustos 2006'da İstanbul Park F1'e ikinci kez ev sahipliği yapacak. Her ülkede bir markanın sponsorluk desteği ile isimlendirilen (geçen sene Türkiye'de hiç bir markanın isim hakkını alamadığı) bu prestijli organizasyonun şimdi, bizde de bir ismi olacak:

"Formula 1 Petrol Ofisi Turkish Grand Prix."

Geçen sene 194 bin ziyaretçiye unutulmaz anlar yaratan bu şöleni, dünyada 133'ü canlı olmak üzere, toplam 203 ülkede yüz milyonlarca insan televizyondan seyretti. Türkiye, Formula 1 için yaptığı 135 milyon Euro yatırımın 50 milyon Euro'sunu geçen sene çıkartmıştı. Bu sene elde edilecek gelirlerle de başa baş bir noktaya çok yaklaşılacağı tahmin ediliyor. İşte bu denli büyük rakamların döndüğü bu organizasyon Türkiye'nin imajı için muhteşem olanaklar sunuyor. Ve bunu sadece görmekle kalmayıp, harekete de geçen Petrol Ofisi (POAŞ), hem kendi markası adına, hem de Türkiye adına önemli işlere imza atmaya başladı.

Jan Nahum'un Genel Müdürlüğünde Formula 1 atağına kalkan Petrol Ofisi, F1 Türkiye bacağının isim hakkı ile yetinmeyip, Şubat ayında Formula 1'in bir alt kategorisi olan GP2'de yarışan "Fisichella Motorsport International FMS Takımı"na sponsor olmuştu. Petrol Ofisi, Renault pilotu İtalyan Giancarlo Fisichella'nın sahibi olduğu takıma yaklaşık 4 milyon Euro'ya sponsor olarak takımın ismini, iki yıl geçerli olmak üzere, Petrol Ofisi FMS olarak değiştirmişti. Bunun ardından, takım pilotları Giorgio Pantano ve Jason Tahincioğlu ile koştukları ilk yarış olan GP2 yedinci ayak Fransa Grand Prix'de birinci oldular.

Evet, hem de bir Türk pilotla! Jason Tahincioğlu bu anlamda da bir ilk olmuştu Türkiye için. Böyle bir yarışta zirveye ulaşmak da, yine aynı şekilde bir ilkti bizler için. (Daha sonra hatırlarsınız, reklam filminde İstiklal Marşı'nı kullanarak tartışmalara neden olmuş, gelen bazı eleştiriler sonrasında da RTÜK'ten onay almışlardı.)

Nahum'un Ayşe Arman ile yaptığı röportajında söylediği, geçenlerde okuyup çok hoşuna giden bir soru var: "When is the last time, you did something for the first time?" [En son ne zaman bir ilki gerçekleştirdiniz?] "Belki de bu yüzden Formula'ya sponsor oluyoruz, Everest'e adam yolluyoruz. Biz yeni şeyler yapmaya ve öncü olmaya gayret ediyoruz" diyor. Yakın gelecekte bir Türk takımı ve pilotunu Formula 1 yarışlarında görmek bu vizyonla hayal değil artık.

1950 doğumlu Nahum, Robert Kolej’den mezun olduktan sonra üniversiteyi Londra'da Royal College of Art’ta otomotiv tasarımı üzerine yapmış. İş hayatına 1973 yılında proje mühendisi olarak Otosan’da başlayan Jan Nahum, sonra sırasıyla Koç Holding AR-GE birimi (Tasarım Sorumlusu, Müdür Yardımcısı, Müdür), Otokar (Genel Müdür) ve sonrasında 8 yıl boyunca Tofaş Genel Müdürlük ve CEO’luğunu yapıyor. Bu dönemde Tofaş mühendisleri tarafından geliştirilen Doblo, belki de Türk otomotiv sektörünün elde ettiği en önemli başarılardan biri olarak kayda geçiyor. Daha sonra İtalya'da, hepimizi gururlandıran bir görevde, Fiat Uluslararası İş Geliştirme Bölüm Başkanı olarak çalışmış. Nisan 2005 tarihinden beri de, Türkiye akaryakıt ve madeni yağ sektör lideri Petrol Ofisi A.Ş.'nin Genel Müdürü (CEO).

Jan Nahum sadece Petrol Ofisi için değil, Türkiye için de bir şans. Bugüne kadar elde ettiği uluslararası başarıları, deneyimi ve bilgi birikimi ile Türkiye için, bundan sonra da yapabileceklerinin sınırı yok. Etki alanı ve getireceği ses ile Formula 1 buna iyi bir örnek. Yurt dışında milyonlarca dolar harcayarak yapılan reklamların etkisinin tartışıldığı bir ortamda, Nahum liderliğinde çalışacak bir "Türkiye'nin İmaj Komitesi"nin, sonuçları ölçülebilir, iddialı başarılara imza atacağından eminim. Hem de daha az maliyetlerle.

Onu hayata bağlayan belki de en önemli beslenme araçları "öncü olma" ve "başarma hırsı." Her gün ayakta olduğu 21 saat'in bir saatini POAŞ dışında, Türkiye için seve seve verebilecek kadar da aşık o Türkiye'ye. Yeter ki kendisine, işi bildiğini iddia edenlerin burnunu sokmayacağı ve yetki alanlarına müdahale edilmediği bir ortam sunulsun.

------------------------------------------------------

Jan Nahum'la geçen hafta Hürriyet Gazetesi için yaptığı röportajla ilgili duygularını bakın Ayşe Arman nasıl dile getiriyor: "İnsan heyecanlanıyor. Çok. Çünkü onun rüzgarı, havası sana geçiyor. Röportajdan sonra, 'Yaparım' deyip askıya aldığım bütün planlarımı, projelerimi beynimin raflarından indirdim. Çünkü gaza geldim. Öyle biri. Şimdi söyleyeceğim size tuhaf gelecek ama o insanda, resmen çalışma ve başarma isteği uyandırıyor."

Keyifli olduğu kadar etkileyiciydi de bu söyleşi. Bunu aynen Hema'nın sahibi Mehmet Hattat da böyle düşünmüş olacak ki, fabrikasında çalışanlara 2.500 adet gazete bulup dağıttırmış!

Ben kendi payıma dikkatimi çeken yerleri siyah yaptım; ilgilenenler için söyleşinin tamamını burada.

Gizlemek için tıklayın

2 yorum yapılmış

Gerçekten büyük adam! Seviyorum bu adamı.
atölye konseptine tam oturan bir yazı olmuş, kutlarım.
sayende çok daha iyi tanımış oldum kendisini. garip olan bugün bir arkadaşımla günde üç saat uyuyarak çalışılabilir mi acaba diye bir konuşma geçmişti aramızda.
demek ki yapılabiliyormuş.
Anonymous orhan gazi, 7/8/06 21:27  

Tıkla, sen de düşünceni yaz





                                        Blogger  Bağlantı verenler bu sitedeki yazı ve fikirler Creative Commons Lisansı ile korunmaktadır.